| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Süper GAZETE

Yazılar

BİR YÖNETMEN DE SİZ OLUN

 

BİR YÖNETMEN DE SİZ OLUN

Kameralar ucuzladı, bilgisayar programları kolaylaştı ve daha önemlisi binlerce kişiye isminizi duyurabileceğiniz medyalar size bedava hizmet etmeye hazırlar. Kimler mi? Tabii ki Youtube ve benzeri online video paylaşım sitelerinden bahsediyoruz. Günümüz teknolojisinde gelişen sadece bilgisayarların işlem gücü değil; video işleme için kullanılan programlarda da ciddi gelişmeler meydana gelmektedir.

Analog kameralar tarih olmak üzere Eğer halen evinizde bunlar­dan biri varsa ya evin bir köşesine koyun; ya da deponuza atın. Artık yeni bir  ürün almanın zamanı geldi. Manyetik kasetlere verileri dijital olarak kayıt eden DV kamera­ları gayet uygun fiyatlara bulabilirsi­niz. Bu kameralar sayesinde 60 veya 90 dakikalık kasetlere DVD kalite­sinde kayıtlar yapabilirsiniz. Ayrıca bu kameraların bazılarında bulunan SD kart desteği sayesinde yüksek kalitede fotoğraf çekebilmenize de imkân veriliyor. Öte yandan artık HD devrimine şahit oluyoruz. Dolayı­sıyla hem daha uzun süre kullanabi­leceğiniz hem de görüntüleri DVD'ye oranla 4 kat daha kaliteli kayıt ede­cek olan HD kameralardan birini sa­tın almanızı tavsiye ederiz. Bu kame­raların sabit diskli sürümleri, sizi ka­yıt medyası bulma zahmetinden de kurtaracaktır.

Eğer kayıtlarınızda yüksek kalite ve profesyonel görüntü istiyorsa­nız, öncelikle bir tripod olmanızı tavsiye ederiz. Tripod sayesinde kameranızı rahatlıkla sabitleyebilir ve titreşimsiz çekimler elde edebi­lirsiniz. Dahası, birçok kameranın sunduğu uzaktan kumanda fonksi­yonu sayesinde kameranıza dokun­madan kumanda edebilirsiniz. Ka­palı mekânlarda çekim yapacaksa­nız, ses yankılarını önlemek için mikrofonlar kullanabilirsiniz. Bu mikrofonları doğrudan kablo ile kameranızın mikrofon girişine bağ­layarak, uzaktan gelen seslerin da­ha net duyulmasını sağlayabilirsi­niz. Kameraların üzerlerinde bulu­nan ışık çoğu zaman yeterli olmaz. Üstelik bu ışıklar genelde yakın mesafe çekimlerine yetecek güce sahiptir. Uygun fiyatlı harici ışıklar sayesinde hem daha başarılı bir ay­dınlatma sağlayabilir, hem de iki ışık kullanarak oluşabilecek gölge­lerden kurtulabilirsiniz.

Video çekmek için gerekli olan yazılım ve donanımların tümü gayet uygun fiyatlara sizleri bekliyor. Hemen hemen her ke­seye hitap edebilecek sistemler sayesinde siz de kendi filminizi yapabilirsiniz.

 

PİLLERİN VAZGEÇİLMEZ ÖNEMİ

 

PİLLERİN VAZGEÇİLMEZ ÖNEMİ

Pil seçimi konusunda karar verme­den önce kullanacağınız cihazın da enerji ih­tiyaçlarını göz önünde bulundurmalısınız. Pil deyip geçmeyin. Fotoğraf makineleri genelde pil olmadan çalışmaz. Hatta pillerini ekonomik kullanan modeller tercih nedeni bile olabilir. Makinenizden en iyi verimi almak istiyorsanız, pillerini nasıl kullanacağınızı da bilmeniz gerekir. Genellikle her cihazın teknik özelliklerinde kaç pille çalışabildiği ve saatte kaç miliamper enerji tükettiği bilgisi bulunur. Bu de­ğerlere dikkat ederek satın alacağınız şarj edilebilir pille ortalama kaç adet fotoğraf çe­kebileceğinizi önceden kabaca rahatlıkla hesaplayabilirsiniz. Dijital fotoğraf makinelerimizin enerji kaynağı olan pillerin arkasında koca bir laboratuar araştırmaları yatı­yor. Bu çalışmalar pek çok çeşitte ve tipte ürün çıkarmıştır. En doğru seçimi yapmak için  ka­lem piller dünyasında bazı temel bilgilere sahip olmak gerekir.

Dijital fotoğraf makinelerinin kulla­nımında bir diğer önemli bileşen de hiç şüp­hesiz pillerdir. Kimi cihazın şarj edilebilir kendi özel pilleri vardır. Kimisiyse piyasada rahatlıkla bulunan pilleri kullanır. Dijital fotoğ­raf makinenizle birlikte alıp başınızı gittiği­nizde sizi fotoğraf çekmekten sadece iki şey alıkoyabilir: Birincisi cihazın içinde kullan­dığınız bellek kartının kapasitesi dolarsa çektiğiniz fotoğrafları aktarmak için acilen bir bilgisayar bulmalısınız. İkincisiyse, tabii ki yanınızda fazladan pil bulundurmalısınız. piliniz biterse alana kadar sadece gördükleri­nizle yetinmek zorundasınız.

Voltaj ve amper değerleri:

Herhangi bir pil satın aldığınızda, pake­tin üzerinde pilin sadece voltaj ya da hem voltaj, hem de amper değerinin yazılı olduğunu görürsünüz. Peki bu ifadeler ne anlatmak istemektedir?

Voltaj: Bir pilin sahip olduğu elekt­riksel gücü ya da basit bir benzetmeyle ba­sıncı temsil eder. Bir alkalin pil, üzerindeki yazılı voltaj değerini sadece ömrünün ilk birkaç saatinde korur. Örneğin bir pil 1.5V değerindeyse, bitmesine yakın bir zamanda 1,2 Volt değerine kadar düşer. Bir alkalin pi­lin kalan ömrü ancak hassas cihazlarla voltaj değerinden öğrenilebilir. Tüm piller aynı voltaj değerine sahip değillerdir. Örneğin şarj edilebilir Ni-Cd ve Ni-MH piller her za­man 1.2V değerini taşırlar. Bu değer tam olarak kullanılacak cihazın voltaj gereksini­mini karşılamalıdır. 4.5V'luk bir cihaz için 9V'luk piller kullanılmamalıdır. Ayrıca aynı cihaz 2.4V'luk iki kalem pille de çalıştırıla­maz. Unutulmaması gereken diğer bir husus pillerin voltaj değerleri kesinlikle değişmez.

Amper: Bir pilin sahip olduğu kapasi­tenin gerçek ölçütü amper değeriyle belirti­lir. Pillerde genellikle 1 amperin binde biri olan "miliamper" ölçü birimi kullanılır. Am­per genel anlamıyla elektrik gücünün boyıi-tunu belirtir. Günümüzdeki pillerde bu de­ğer 1500 ile 3000 miliamper arasında değiş­mektedir. Bir pilin miliamper değeri ne ka­dar yüksekse kullanıldığı kameradaki çalış­ma süresi de o kadar fazladır. Bu özelliğin pilin fiyatına da aynen yansıyacağını rahat­lıkla tahmin edebilirsiniz.

Pilin üstündeki miliamper de­ğeri teorik olarak o pilin bir saatte sağlaya­bileceği maksimum akım miktarını verir. Bu miktar aynı zamanda o pilin kapasitesi anla­mındadır. Yani 2000 miliamperlik bir pil, te­orik olarak 500 miliamperlik bir radyo ya da müzik aletini toplam 4 saat boyunca çalıştı­rabilir. Ancak bu tanım, pilin 4000 miliam­per gerektiren bir cihazı sadece yarım saat çalıştırabilecek kapasitede olması anlamına gelmez. Bu değer gerçekte çok daha düşük olacaktır. Çünkü pillerin bir de ayrıca teknik özelliklerinde belirtilmeyen enerji üretim kapasiteleri vardır. Piyasadaki mevcut hiç­bir pil yarım saatte bu kadar yüksek bir enerji üretemez.

NE TÜR PİLLER VAR?

Çinko-karbon piller: Okullarda deneyi bile yapılabilen çok basit bir pil çeşididir. Eğer dış kaplamaları kaliteli değilse zamanla için­deki kimyasal sıvı çinko kasayı eritip akabilir ve cihazınıza zarar verilebilir. Amper değer­leri düşüktür. Dijital fotoğraf makinenizle zo­runlu olmadıkça kullanmamanızı öneririz. Gerçi her ne kadar işinizi kısa bir süreliğine olsa bile görse de, uzun vadede cebinizi dü­şünmeniz gerektiğinden bu tür pilleri dijital fotoğraf makinenize sokmayın.

Alkalin piller: Şu anda piyasada satılmak­ta olan pillerin neredeyse dörtte üçü bu gruptadır. Miliamper değerleri daha yüksek olduğundan dolayı uzun süre dayanabilirler, hem de yalıtımları çok iyi olduklarından do­layı bir sızıntı ihtimalini minimumda tutarlar.

Nikel Kadmium piller: Piyasaya ilk olarak çıkan şarj edilebilir piller Ni-Cd olarak anılan Nikel Kadmium karışımından üretilmişti. Bu piller her ne kadar bin defaya kadar şarj edi-lebilseler de, kapasitelerinin çok hızlı bir şe­kilde giderek azalmalarıyla bilinirler. Ayrıca çevreci bir ürün değillerdir. Bu nedenle zor­da kalmadığınız sürece tercih etmemenizde yarar var.

Nikel-Metal Hidrid: Nİ-MH olarak bilinen bu piller günümüzün şarjlı pillerinin en po­püler olanlarıdır. Yüksek miliamper kapasi­teleri ve kimyasal yapıları her türlü dijital fo­toğraf makinesinde rahatça kullanılmalarını sağlamaktadır. Ayrıca Nikel Kadmium piller gibi kapasitelerinin zamanla hızla azalma sorununu yaşamazlar.

Lityum-lyon piller: Bu tür pillerin en belir­gin özelliği yüksek kapasitelerine karşılık daha az ağır olmalarıdır. Dizüstü bilgisayar, cep telefonu ve dijital kamera gibi ağırlığın ön plana çıktığı ürünlerde büyük bir sıklıkla kullanılırlar. Tabi ki yeniden şarj edilebilir piller sınıfındadırlar. Bu tür pillerin yüksek üretim maliyetleri onların dijital fotoğraf ma­kinelerinde sıklıkla kullanılan kalem piller formatında üretilmesini engellemektedir.

DİKKAT! Pil Alırken Son Kullanma Tarihine Bakın!

  • Yeni aldığınız veya hiç kullanılmamış bir alkalin ya da çinko pi­lin kapasitesi zamanla azalır. Çinko piller ilk 2 yılın sonunda kapasitelerinin yüzde 85'ini kaybederler. Alkalin pillerse ilk 5 yılın sonun­da kapasitelerinin yüzde 8o'ini kaybetmiş olurlar. Bu nedenle yeni bir pil satın almadan ön­ce mutlaka pilin imalat tarihine bakmanız gerek­mektedir. Aksi halde kapasite­sinin yarısı bitmiş bir pili satın almış olabilirsiniz. Bu da hem iş akışınızı bo­zar hem de satın aldığınız pilin markasına olan gü­veninizi azaltabilir.

Pillerinizin bu­lunduğu ortam da çok önemlidir. Pilin bulunduğu yer ömrünü doğrudan etki­ler. Örneğin alkalin piller sıcağı pek sevmezler. Satın aldığınız pilleri mümkün olduğunca serin bir yerde saklayın ve direk güneşe ve yüksek sı­cağa karşı korumasız tutmayın.

İnsanlık ölmüş boğulan genç kızlara aldırmadan plajda yüzmeye ve güneşlenmeye devam ettiler

ELEŞTİRİ OKLARI İTALYA'YA

Bir yanda 11 ve 12 yaşlarında iki küçük kızın kumların üzerinde yatan cansız bedenleri. Hemen bir kaç adım ötelerinde de üzerleri havlu ile örtülü bu iki cesedi görmezden gelip hiçbir şey olmamış gibi güneşin ve denizin tadını çıkaran tatilciler...

İşte İtalya'nın Napoli kentinden gelen bu görüntü bütün dünyanın gözlerinin ve elbette eleştiri oklarının bu ülkeye çevrilmesine yol açtı. Ülke halkının ve politikacıların bu kadar eleştirilmesinin nedeni de boğularak yaşamını kaybeden iki kızın çingene olmasıydı.

Olayın, ülkeyi ziyaret eden Birleşmiş Milletler heyetinin, İtalyan hükümetini Çingenelere karşı ayrımcı ve olumsuz bir atmosfer yaratıcı politikalar yürütmekle eleştirilmesinden sadece bir hafta sonra meydana gelmesi de olayın bir başka çarpıcı boyutu.

 PLAJDA SÜS EŞYASI SATIYORLARDI

Geçtiğimiz cumartesi günü Napoli'deki kalabalık bir plajda tatilcilere incik boncuk satmaya çalışan Violetta ve Cristina Ibramovitc denize girmeye karar verdi.

Aşırı sıcaktan bunalan iki kız kardeş kendilerini denizin serin suları arasına bıraktı. Ancak yüzme bilmedikleri için kısa süre sonra gelen büyük bir dalga onları kayalıklara sürükledi. İki küçük kız da boğularak hayatlarını kaybetti.

Daha sonra Violette ve Cristina'nın cansız bedeleri kumsala çekilip üzerleri de hlavluylaörtüldü. İşin trajik olan yanı ise plajda yüzen ve güneşlenen kalabalığın sanki bir kaç dakika önce belki de gözlerinin önünde iki gencecik hayat sönmemiş gibi davranmasıydı.

Kazanın ardından olay yerinde çekilen fotoğraflar Avrupa'nın dört bir yanındaki gazetelerde yayınlandı. Haberlerin çıkmasının ardından da gözler İtalya'da yaşayan çingene nüfusa çevrildi.

Geçtiğimiz haftalarda İtalya'daki çingene kampları yakıldı hükümet de ülkedeki çingene azınlığın mensuplarının parmak izlerini almaya karar verdi.

Hürriyet

DSL NEDİR? VE DSL'İ ANLAMAK

DSL NEDİR? VE DSL’İ ANLAMAK

 
  • DSL, normal bir telefon hattıyla aynı kabloyu kullanan çok yüksek hızdaki bağlantıya denir.
  • Bağlantı, normal bir modeme oranla çok daha hızlı gerçekleşir. (56 kbps’e karşılık 1.5 mbps).
  • DSL yeniden kablolama gerektirmez: Mevcut telefon hattını kullanır.
  • DSL için teklif sunan şirket, genellikle modemi de pakete dahil eder.
 

Standart bir telefon kurulumu, Telekom’un evinize bir çift bakır kablo yerleştirmesi ile gerçekleşir. Bakır kablolar, telefon sohbetinizden çok daha fazlasını taşıma kapasitesine sahiptir. Böylelikle ses, talep eden büyükçe bir bant genişliğini ya da bir dizi frekansı taşırlar. DSL, hattın kapasitesini zorlamadan kablolar üzerinde görüşmeleri taşımak için bu “fazladan kapasite”yi sömürür.

 

DSL’i anlamak için, profesyonellerin POTS (Plain Old Telephone Service/eski normal telefon servisi) diye tanımladığı, normal telefon hattı hakkında bir çift şeyi bilmeye ihtiyaç vardır.

Bir çok şirketin kabloları ve cihazlarından oluşan POTS’un yollarından birisi, açma kapama devresinin (şalter), telefonun ve diğer cihazların taşıyacağı frekansları sınırlandırmaktadır. İnsan sesi, normal bir sohbet tonuyla konuşulduğunda, 0’dan 3.400 Herz’e kadar bir frekans dizisi içinde taşınabilir. Bu frekans dizisi zayıftır. Örneğin, bunu kabaca 20 hertz’den 20.000 hertz’e kadar kapsayan bir stereo hoparlör ile karşılaştırabiliriz. Ve kabloların kendilerin de dahi birkaç milyon hertz’den daha fazla frekansı tutacak potansiyel mevcuttur. Toplam bant genişliğinin bu kadar küçük bir bölümünü kullanmak artık tarihe karıştı.

 

 Yaklaşık bir yüzyıldır mevcut olan, her bir eve bir çift bakır kablo kullanılan telefon sistemini hatırlayınız. Hatlar üzerinde taşınan frekans sınırlandığında, telefon sistemi kablolar arasındaki karışımdan korkmadan küçük bir alan içine çok sayıda kabloyu paketleyebilir.

Modern cihazlar, analog verilerden daha ziyade telefon hattının kapasitesinin çoğunu güvenli bir şekilde kullanan dijital veri gönderiyorlar. İşte DSL’de tam budur.

 Bir çok ev ve küçük firmadaki kullanıcılar asimetrik DSL (ADSL) hattı ile bağlanıyorlar. ADSL bir hat içine, çoğu internet kullanıcısının kendilerinin dosya göndermelerinden ya da upload etmelerinden daha ziyade gezindikleri ya da download yaptıklarını farz ederek mümkün olan frekansı bölüştürür. Bu tahminin arkasında, kullanıcıdan internete giden bağlantıdan, internetten kullanıcıya giden bağlantı hızı eğer üç ya da dört kat daha hızlıysa, kullanıcının bu durumundan çok daha fazla fayda göreceği (çoğunlukla) iddiası vardır.

BORSA

BORSADAN NE KADAR ANLIYORUZ?

borsa Bir zamanlar köyün birine bir adam gelmiş ve tanesi 10$dan maymun alacağını
 söylemiş.

 Köyde çok maymun olduğu için köylüler sevinçle ormana koşup maymunları
 yakalamaya başlamışlar.

 Adam, binlerce maymunu 10$ dan satın alınca ortalıkta maymunlar
 azalmış, yakalaması zorlaşmış.

 Köylüler tam maymun yakalamak tan vazgeçecekken adam tanesine 20$ vereceğini
 söylemiş.

 Tekrar heveslenen köylüler tekrar maymunları yakalamaya başlamışlar.

 Bir süre sonra da fiyatı 25$a çıkarmış. Ancak bırak yakalamayı ,maymuna
 rastlamak bile çok zorlaşmış.

 Bunun üzerine adam fiyatı 50$ a çıkardığını, ancak kendisinin işi olduğu için
 şehre gitmesi gerektiğini, yardımcısının onun yerine alım yapacağını
 söylemiş.

 O yokken yardımcısı köylülere demiş ki; Şu büyük kafesteki maymunlar var ya
 ben onların tamamını size tanesi 35$ dan satayım,siz de adam gelince ona 50$
 dan satarsınız.

 Köylüler bütün birikimlerini bir araya toplayarak bütün maymunları satın
 almışlar.

 Sonra ne adamı ne de yardımcısını bir daha gören olmamış.

 *Şimdi borsanın nasıl çalıştığı hakkında biraz bilgi sahibi oldunuzmu ?...**

PARA POLİTİKASI

PARA POLİTİKASI NEDİR NASIL ÇALIŞIR?

Paranın zaman içinde değer kaybetmemesi, fiyatları belirleyen bir hesap birimi ve bir değişim aracı olarak işlevlerini yerine getirebilmesi için piyasadaki toplam para miktarının piyasadaki mal ve hizmet miktarıyla uyumlu olması gerekir.

ENFLASYON: Para miktarı, mal ve hizmet miktarına oranla fazla olduğunda ulusal paranın alım gücü düşer. Ulusal paranın alım gücünün azalmasına enflasyon denir. Örneğin 1YTL’ye beş yumurta alırken, aynı parayla dört yumurta alınması durumudur.

DEFLASYON: Deflasyon ise, ulusal para miktarının ülke genelinde azalması; piyasalarında talebi karşılamaması, ihtiyacı gidermemesi durumlarda mal ve hizmet alımlarında gücü artar. Ulusal paranın azalmasından dolayı alım gücünün artmasına deflasyon denir.

PARA POLİTİKASI: Para politikası, merkez bankasının faiz oranlarına, döviz kuruna ve para arzına yönelik kararları yoluyla toplam talebi ve dolayısıyla da enflasyonu etkilemesini ifade eder.

Merkez bankaları genellikle, fiyat istikrarını sağlamada faiz oranlarını temel araç olarak kullanır. Aşağıda gösterilen aktarım mekanizması, faiz oranlarına dair alınan kararların çeşitli kanallarla enflasyonu nasıl etkilediğini göstermektedir.

 Buna göre, merkez bankasının faiz oranları bankaların ve diğer finans kuruluşlarının kendi müşterileri için belirledikleri faiz oranlarını, verdikleri kredi miktarını, hisse senedi ve bono fiyatları ile döviz kurunu ve bekleyişleri etkilemektedir.

Kısaca para politikası, nihayetinde fiyatları etkilemeye yönelik olarak uygulanır.

 

001

GÖRÜNTÜ AYGITLARI

HANGİ TELEVİZYONU ALMALI? 

Televizyonlar, kulaktan dolma bilgilere göre tercih edilen ürünlerin başında gelirler. Televizyonlar, “görerek alınan” ürünler oldukları için de birçok  kullanıcı işin aslını araştırmaz.

 

 LCD mi yoksa Plazma televizyon mu almalı? 

Genel olarak iki teknolojinin en büyük farkı LCD’NİN (Liquid Crystal Display) görüntüleme için sıvı kristali, Plazma’nın ise adından da anlaşılacağı üzere plazma gazını kullanmasıdır.

  • LCD ekranlarda göründü, arka planda gelen ışığı çeşitli açılar ve bütünleşmeler yardımıyla farklı renklerde yansıtan kristal tanecikleri,
  • Plazma ekranlarda ise fosfor kaplanmış bir yüzeyin üzerinde yer alan ve hareket ederek görüntü oluşturan her biri yine fosforla kaplı milyonlarca kabarcık sayesinde oluşur.
  • Plazma ekranlar LCD ekranlara göre daha büyük parlaklık değerlerine ulaşabilirler. Ayrıca daha parlak görüntü anlamına gelen kontrast değeri de Plazma ekranlarda LCD’ye göre daha yüksektir.
  • Teknolojileri, görüntü netliği açısından karşılaştırmak gerekirse yine Plazma ekranların üstünlüğü ile karşılaşırız.
  • Plazma ekranlarda her piksel ayrı bir imaj üretebildiği için tepki süresi de LCD’ye göre çok daha düşük olur ve özellikle hareketli görüntülerde hareket yönünün tersinde kalan izler, Plazma’da oluşmaz.
  • İzleme açısı bakımından da Plazma’nın LCD’den  bir adım önde olduğunu söyleye biliriz.
  •  Işığı doğrudan ekran hücrelerinden ve piksellerden yayan Plazma’lar, bir arka plan ışığı yardımı ile görüntü oluşturan LCD’lere göre görüş açısı ve netliği bakımından öndedirler.
  • Ancak gelişen teknoloji sayesinde LCD’lerin görüş açıların da 170 dereceye kadar çıktığını unutmamak gerekir.
  • Tüm bunlara rağmen gözle görüp de “benim için yeterli kalite” diyeceğiniz bir LCD’nin size Plazma ekranlara göre sağlayacağı avantajlar da küçümsenmeyecek kadar etkindir.
  • LCD’ler 20.000 ile 30.000 saat arası kullanım ömrüne sahip olan Plazma ekranlara göre 60.000 saati bulan kullanım ömrü ile uzun vadeli düşünen alıcılar için çok uygundur.
  • Ayrıca güç kullanımı konusunda da Plazma’lar kadar cömert olmayan LCD’ler, elektrik faturanızı da fazla kabartmazlar.
  • İki teknolojinin renk gösterebilme kabiliyeti ise tamamen kullanılan malzeme (panel ve üretim malzemesi) kalitesine bağlı olduğundan bu konuda ürünleri görerek karar vermeniz yerinde olacaktır.                                                                                                                                                                                                      
  • Her iki teknolojinin birbirine karşı avantajlı ve üstün yanları bulunmaktadır. Kararı verecek olan sizlersiniz. Hayırlı seyirler dilerim.

KENDİ YAKITINI KENDİN ÜRET; ZAMLARDAN ETKİLENME

 

Almaya gerek yok; kendi yakıtını kendin üret

Dönüşebilir enerji arayışlarında, mısır da ethanol elde etmek için kullanılan maddelerden biri.

Petrol fiyatları rekor seviyelere ulaşırken, ethanol ve benzeri maddeler kullanarak kendi yakıtını kendisi üretenlerin sayısı hızla artıyor.
ENERJİ Tüm dünyada hızla yükselen petrol fiyatları, global bir kriz halini aldı. Uluslararası ölçekte en yüksek petrol fiyatlarına sahip ülkelerden biri olarak Türkiye de bu krizden nasibini en fazla alan ülkelerden. Yıllar önce aynı sorun gündemdeyken, LPG gazının yaygınlaşmasıyla tüplü araçlar bir anda popüler olmuştu.


Ancak LPG, fiyatların yükselmesiyle popülerliğini yitirdi ve dizel araçlar daha fazla ilgi görmeye başladı. Dizel keyfi de pek fazla sürmedi, beklenen gerçekleşti ve mazot fiyatları da benzin ile yarışır hale geldi. Bu durumdan en çok zarar görenler de nakliye sektörü çalışanları ve iş sahipleri oldu. Öyle ya da böyle petrol, Dünya üzerinde sonsuz bir kaynak değil. Fosil bazlı yakıt kategorisine giren petrol, dünya üzerindeki canlıların (bitkiler ve hayvanlar) fosil hale bürünmelerinin ardından okyanus ve göl tabanlarına çökmesi sonucu bir dizi kimyasal reaksiyona uğrayarak milyonlarca yıl süren bir süreçten geçmesiyle oluşuyor.


Yapılan araştırmalara ve iyimser tahminlere göre, dünya gezegeni üzerindeki yaşamdan milyonlarca yılda geri kalan maddeyi sadece 80 yıl daha yakabileceğiz. Sonra bitecek! Bu durumda, farklı alternatif enerji kaynaklarının her geçen gün gündeme gelmesi tartışmasız bir hal alıyor.
Amerikalı iki girişimci tarafından kurulan E-Fuel firması (efuel100.com), giderek yükselen biyo yakıt trendini son kullanıcıların arka bahçelerine taşımayı hedefliyor. Bu amaçla geliştirdikleri MicroFuel adlı cihaz, benzinliklerdeki pompalara benziyor. Tek farkı, yakıt oluşturmak için şeker kullanması. Üzümün şaraba dönüşmesinden bilindiği üzere şeker, belirli kimyasal işlemlerden geçince alkol (ethanol) oluşumuna neden olan bir madde.

Kızartma yağından yakıt
9.995 dolar satış fiyatıyla sunulan MicroFuel, sadece ham şeker, su ve özel bir maya kullanarak tüm araçlara konulabilen ethanol yakıtının üretilebilmesini sağlıyor. Amerikan şeker piyasası değerleriyle MicroFuel’in ürettiği 1 galon (yaklaşık dört litre) yakıtın maliyeti 1 doların altında.
Kullanılmış kızartmalık yağları yakıta çevirmek, giderek yayılan bir başka trend. Konuyla ilgili yatırım yapan firmalar, evlerden kızartmalık yağları toplayıp bir dizi işlemden geçirerek yakıta dönüştürüyor. Türkiye’de pek çok girişimci firma var; hatta sektörün Biyoyakıt Dünyası (www.biyoyakitdunyasi.com) adlı bir dergisi bile bulunuyor.


Kullanılmış yağlar, bir miktar ethanol ve bir dizi kimyasal madde ile karıştırılıp ısıtıldıktan sonra biyoyakıta dönüştürülüyor. Büyük fabrikaların yanı sıra bu karışımı evinde hazırlayanların sayısı da (özellikle İngiltere’de) giderek artıyor. Son olarak, akşamdan kalma kızartmanın yağıyla Taksim’e çıkmayı düşünüyor olmasanız bile lütfen lavabodan dökmeyin; bir pet şişeye boşaltıp, çöpe atın.


Verilere göre 1 litre yağ, kanalizasyondan geçerek 1 milyon metreküp denizi kirletiyor!

Bir başka açıdan şu soruyu kendimize sormalıyız. aç karnına araba mı sürmek istersiniz yoksa tok karnına yürümek mi?

BENİ BAŞTAN YARAT

 MAKYAJ ÇANTASI
İLKEL ZAMANLARIN MASKESİ ŞİMDİLERİN ‘Kalıcı Makyaj’I

article_13_0 Makyajın tarihine bakıldığında bitki boyalarından yeni modern boyalara kadar büyük bir zenginlik görüyoruz. Bu kadar gelişmeye karşın aslında teknolojinin yardımıyla eski uygulamalara geri dönülüyor. Bunlardan biri de ilkel dönemlerdeki maskenin modern hali olan, makyaj sektörünün en önemli buluşlarından ‘kalıcı Makyaj’. Kalıcı makyaj ilk olarak 1992’de Amerika’da uygulanmaya başladı. Hatta çıkarılan bir yasa ile kalıcı makyaj uygulaması yapan kişilerin, çok iyi bir eğitimden geçmesi zorunlu kılındı. Kalıcı makyaj sadece güzellik için yapılmıyor. İstenmeyen lekeleri kapatmada, dökülmüş saç ve kaş bölgesini kamufle etmekte ve eksik görünen hatları ortaya çıkarmakta da işe yarıyor.

‘MAKYAJ KURAL TANIMAZ ESAS OLAN YARATICILIK’
Dünyada makyajın önde gelen markalarından biri de MAC. Dünya üzerinde sınırlı sayıda olan ve profesyonel makyaj hizmeti veren MAC PRO mağazalarından 18’incisi yaklaşık 1 yıl önce Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde açtı. Dünyada 750 tane MAC mağazası olduğunu bunlardan sadece 18’inin tamamen profesyonel olarak çalıştığını söyleyen mağazanın müdür yardımcısı Melis İlkkılıç, “Biz hem makyaj malzemesi satıyoruz hem de profesyonel makyaj yapıyoruz. Yabancı eğitmenler tarafından özel eğitimler alıyoruz” diyor. Makyaj ile ilgili püf noktalar var mıdır? diye sorduğumuzda ise “Eğitmenlerimiz bize makyajda kural yoktur, makyaj kural tanımaz derler” yanıtını alıyoruz. “Yaratıcılığınıza, makyaj bilginize, yüz çeşidinize göre her türlü makyaj yapabilirsiniz” diyen İlkkılıç, allığın alın, burun ve çeneye uygulanmaması gerektiğini söylüyor. Makyajın üç tarzdan oluştuğunu anlatan İlkkılıç, “Yoğun göz makyajı yapıyorsanız duduklarınızda doğal renkler kullanmanız gerekir. Dudağa ağırlık verdiğinizde ise göz makyajında doğallığı tercih etmelisiniz. Ya da hem dudak hem de gözde doğal makyaj tercih edilmeli” diye konuşuyor.

İLK NEMLENDİRiCİnin


formülü: BALMUMU, SU, YAĞ
İlk nemlendiriciyi MS 200 yıllarında, Rum olan Galen adında bir fizikçi üretti. Kullanılan malzemeler; bal mumu, su ve bitkisel yağ. Nemlendiricilerin ilk ve temel formülü bu sayede ortaya çıktı. Bu karışım cilde ferahlık ve nem veriyordu. Rum kadınları geceleri yüzlerine arpa unu, yumurta ve baldan oluşan bir karışımla hazırladıkları bakım maskelerini sürerler, gündüzleri ise geceden bakım yaptıkları yüzlerine, daha güzel görünmek için makyaj yaparlardı. Beyaz kireçlerden yapılan pudralar, bitkilerden elde edilen kırmızı allıklar ve rujlar sürüldüğünde ise aynı bir maskeyi andırırdı.

bir ellinde cımbız bir ellinde ayna

article_12_0

Ayna ayna söyle bana

π Doğru makyajın nasıl olacağını bize aynadaki suretimiz söyler. Yani makyaj, yüzün anatomisine göre olmalı. Makyaj yapılırken son trendler ve moda renklerin kullanılmasının önemi kadar, kişiliğin, sosyal statünün, yüz şeklinin, saç modelinin de dikkate alınması gerekiyor. Böylece çok doğal, anatomik güzel unsurların öne çıktığı, eğer varsa bazı kusurların gözlerden gizlendiği
bir sonuca ulaşmak mümkün olabiliyor.

π Kare yüzler
Yüze yumuşak bir ifade vermek ve sertlik katan açıları ortadan kaldırmak için için dikkatler yüzün orta bölümüne çekilmeli. Bunun için de canlı renkler kullanılması gerekir. Sır, ten rengi fondöten, parlak ruj ve allığı üçgen uygulamakta.

π Köşeli yüzler
Köşeli yüzlerdeki sert ifadeyi kırmak için yüzün kemikli bölümlerinin geri plana çekilmesi gerekir. Bunun için koyu renk fondöten kullanılarak gölgeleme yapılır. Ortaya çıkması istenen kısımlar ise açık renk fondötenle aydınlatılır.

π Oval yüzler
Düzeltme gerektirmeyen tek yüz şeklidir. Diğer yüz tiplerine yapılan makyajın amacı aslında oval yüze yaklaşmak içindir. Makyaj yaparken dikkat edilmesi gereken tek husus, köşeli çizgilerden kaçınmaktır. Çizgiler olabildiğince yuvarlak uygulanmalıdır.

π Üçgen yüzler
Alın bölümü dar, çene bölümü geniş olan düz üçgen yüzlerde alın bölümünü ortaya çıkarmak için açık renk fondöten kullanılmalıdır. Alın bölümü geniş, çene bölümü dar olan ters üçgen yüzde ise alın bölümünün daraltılması için 1-2 ton koyu renk fondöten kullanarak gölgeleme işlemi yapılmalıdır.

π Uzun yüzler
Kare yüzlerde, yüze daha yumuşak bir ifade vermek ve yüze sertlik katan açıları ortadan kaldırmak için dikkatler yüzün orta bölümüne çekilmelidir. Bunun için de canlı renkler kullanılması gerekmektedir.

π Yuvarlak yüzler
Daha anlamlı bir makyaj elde etmek için çene ve elmacık kemikleri belirgin hale getirilmelidir. Yüze ten rengine uygun fondöten uygulandıktan sonra baz fondötenin 1.5 - 2 ton koyusu ile geriye çekmek gerekir.

Doğal ürünler tercih edilmeli

π İnsanların makyaja olan ilgisiyle beslenen kozmetik, günümüzün en büyük endüstrilerinden biri haline geldi. Ancak bu büyüme bazı sorunları da beraberinde getiriyor. Uzmanlar güzellik için kullanılan bazı kozmetik ürünlerin sağlığa olumsuz etkilerine dikkat çekiyor. Kozmetik ürünlerinin sağlığı tehdit ettiği uyarıları çoğalmaya başladıktan sonra doğal, organik ürünler piyasaya sürülmeye başladı. Ama ‘doğal’ ibaresi olan ürünleri satın alırken de titiz olmakta fayda var.

Damat ve hamile makyajı da var

π Dünyadaki pek çok konuda olduğu gibi makyajda da gün geçtikçe yenilikler oluyor. Eski çağlarda farklı amaçlarla süslenen erkekler, günümüzde ise kadınlarla aynı nedenlerle makyaj yapıyor: Daha çekici görünmek, kusursuza yaklaşmak. Örneğin düğünlerde damatlara yapılan makyaj. Ya da farklı bir yenilik ‘hamile makyajı’. Hamile makyajının temel amacı, mutluluğunuzun daha bir belirgin hale gelmesi. Uzmanların hamilelere tavsiyeleri, soğuk renkler kullanmamaları ve mutlaka makyajın kalıcılığı için altına gündüz kremi sürülmesi yönünde.